Bir acayip Dünya her yanı taştan ‘Kapadokya’

“Bir masaldır yelken açmış
Yelkeni taş, rüzgârı taş
Teknesi taştan
Bir kadehtir dolup taştan
Köpüğü taş, salkımı taş,
Saçağı taştan
Bu bir acaip dünyadır
Heryanı taştan
Güpegündüz bir rüyadır
Yatağı taş, yorganı taş, yastığı taş
Uykusu taştan…”

🦋 Böyle anlatmış Bedri Rahmi Eyüboğlu Kapadokya bölgesini… Ben oradayken de Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu filmi aklımdaydı hepp.. Burası öyle bi yer ki uyanıp gözünüzü açtığınızda havada süzülen onlarca balon sizi karşılarken, yürümekten yorulup dinlenmek için bi yere oturduğunuzda özgür yılkı atlarının koşuşlarını, peri bacalarını ve binlerce yıl önce oyulmuş kaya evleri izleyebilirsiniz.. 😍

🎈 Farsçada “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelen Katpa Tuka kelimesi Türkçeye Kapadokya olarak girmiş. Ancak “Katpatuka”nın, bir Hitit dili olan Luviceden geldiği ve kelimenin anlamının “Aşağı ülke” olduğu da düşünülüyor. Aslında Kapadokya denilen bölge tam tamına 5 şehri kapsıyor. Nyssa (Nevşehir), Kolonoeia (Aksaray), Kaisareia/Caesarea (Kayseri), Nakida (Niğde), Thermae (Kırşehir)’in sınırlarına dahil olan Kapadokya Anadolu’nun tam merkezinde yer alıyor. Anadolu’nun en batıdaki ucu Troya olurken, en doğusu ise Nemrut ve oradan kuzeye doğru Kafkaslar’daki Elbruz Dağı en uç noktası.. Kapadokya ise bunları birbirine bağlayan bir merkez olmuş. 🕊️

🌬️ Kapadokya hakkında en detaylı ve en eski bilgi alabileceğiniz yazılı kaynak Xenephon´un “Anabasis” adlı kitabıdır. Kitapta yazılanlara göre Pers Kralı Kiros’un emrinde olan Hellenler Kaymaklı ve Derinkuyu’daki yeraltı şehirlerinde konaklar. Milattan Sonra 4. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar Kapadokya’da yaşayan halkın Bizans, Arap ve Roma saldırılarından kaçmak ve korunmak için kullanmış. Tarihin en özel ve mistik dönemlerine tanıklık eden Göreme Açık Hava Müzesi’nde Hıristiyanlığın ilk yıllarından kalma geometrik süslemeler ve Hz. İsa’nın hayatını resmeden çalışmalar da görebilirsinizzz..⛪

🌍 Buranın keşfedilmesi de 1800’lü yıllara dayanıyor. O yıllarda Fransa Kralı XIV. Louis tarafından görevlendirilen Paul Lucas, Fransız bir gezgin Paul Lucas Kapadokya’yı gezdikten sonra Fransa’ya dönüyor ve orada Kapadokya’daki peribacaları ve yeraltı şehirleri ile ilgili bir seyahatname yayımlıyor. O yıllarda Fransız gezgine kimse inanmıyor. Hatta gördüklerinin ve seyahatnamede anlattıklarının hayal ürünü olduğuna inanılıyor ve alay konusu oluyor. Fakat yıllar geçtikten sonra Fransız gezginin ne kadar haklı olduğu ortaya çıkıyor. Şuansa Paul Lucas’ın seyahat notlarını Fransa’nın en çok satanlar listesinde. Paul Lucas, Kızılırmak yakınlarında çok sayıda piramit biçimli garip evler gördüğünü, bunların içine girmek için gösterişli bir kapısı, merdiveni ve tüm odaları aydınlatmak için büyük pencereleri bulunduğunu belirtiyor. Hayal gücünün de etkisiyle peribacalarını ‘kukuletalı rahiplere’ üzerlerindeki kaya parçalarını da ‘Kucağında çocuk İsa’yı tutan Meryem’ büstlerine benzetiyor.🌈

🌋Kapadokya’nın çevresinde bulunan Erciyes Dağı (3916 metre), Hasandağ (3268 metre), Melendiz Dağı (2963 metre) ve Göllüdağ (2142 metre)’ın aktif yanardağlar olduğu, bu dağlardan püsküren lavların; platolar, göller ve akarsular üzerinde 100-150 metre kalınlığında farklı sertlikte tüf tabakaları oluşturmuş. Ancak peribacalarını oluşturan bu değilmiş. Kapadokya coğrafyasının büyük bir yüzölçümünü kaplayan tüf tabakasının, toprağın içinden patlayan lavların çökmesiyle oluşan kaldera’lardan geldiği tespit edilmiştir. Bu coğrafyanın uydu görüntülerine de bakarsanız, bazı yerlerde ayın yüzeyine benzeyen yuvarlak krater alanlar göreceksiniz. İşte bunlar Kapadokya’daki tüf tabakasının kaynağı olan kalderalardır ve biz uydudan bu kalderaların çok küçük bir kısmını görebilmekteyiz. Sonradan rüzgarlar ve sular milyonlarca yıl boyunca bu tüf tabakalarını şekillendirmeye başlamış. Yumuşak olan tabakalar aşınmış, sert tabakalar ise değişmeden kalmış. Doğa Ana, milyonlarca yıl boyunca peribacalarını şekillendirmiş. İnsanlar bu peribacalarının içine evler, kiliseler, şapeller, yemekhaneler yerleştirmişler. Duvarlarını ise fresklerle süslemişler. Tarih boyunca da bu topraklar birçok halka ev sahipliği yapmış. Asurlular, Hititler, Frigler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar derken günümüze gelinmiş. Burada yaşayan her halk Kapadokya’da birşeyler bırakmış. 🗺️

Kapadokya, Manastır Yaşamı ve Aziz Büyük Basil

Kapadokya, II. yüzyıldan itibaren Hristiyanlar için önemli bir dini merkez haline gelmiş. Hristiyanlık, Roma İmparatorluğu içinde yayılmaya başladığı zaman daha çok köleler ve yoksullar arasında tutunmuş. Milattan sonraki ilk yüzyıllarda bu yeni dine inananların bir kısmı biraz gözlerden uzak yaşamayı tercih etmişler. Hristiyanlar bu şekilde Bizans dünyasında manastır yaşamlarına başlamışlar. İlk manastır yaşamı Mısır ve Suriye’de başlamış, süratle Anadolu’ya ve Yunanistan’a ulaşmış. Doğu Kilisesi (Ortodoks)’nin Hz. İsa’nın mağarada doğduğunu kabul etmesi nedeniyle insanlar manastır yaşamını özellikle mağaralarda yaşamayı tercih etmişler. Bu nedenle insanlar mağara yoksa, kayaları oymayı tercih etmişler (Peribacalarında ve yer altı şehirlerinde olduğu gibi). Batı Kilisesi yani Katolikler’in Hz. İsa’nın ahırda doğduğuna inanması nedeniyle manastır yaşamının batıya ulaşması daha geç olmuş.

Bugün bile Hristiyanlık için önemli biri olan ve IV. yüzyılda Hristiyanlığı şekillendiren Aziz Büyük Basil (Kendisi aynı zamanda Kayseri piskoposuymuş), Mısır ve Suriye’deki manastır yaşamlarını incelemiş (B harfi Yunancada V olarak okunur, aslında Vasil doğru söylenimi ama tüm kaynaklarda Basil yazdığı için aykırılık etmek istemedim 🙂 ). Buralardaki insanlar çok içlerine dönükmüş ve kendi nefislerine işkence ediyorlarmış. Aziz Büyük Basil bu anlayışı reddederek kardeşi Nyssalı Aziz Gregorius ve Nazianuslu Aziz Gregorius ile birlikte itaat, çalışma ve kendini dine verme ilkelerine dayanan yeni bir doktrin geliştirmiş. Bu doktrin, Kapadokya’daki manastır yaşamının merkezi haline gelmiş ve günümüzdeki Ortodoks manastır yaşamının temelini oluşturmuş.

Bu üç teoloji üstadının oluşturduğu yeni manastır hayatı, VI. yüzyılda İtalya’da kurulan Katolik Benedikten Tarikatı üzerinde de büyük etkileri olmuş. Manastırlar, ulaşması zor olan yerlere kurulmuş ve manastırlardaki keşişlerin çalışması bir ibadet biçimi sayılmış. Böylece manastırların çevresindeki topraklar işlenmiş, yeni mağaralar oyulmuş ve duvarlar ikonlarla süslenmiş. Katolik kilisesinin aksine keşişler önemliymiş, üç keşiş bir araya gelip bir manastır kurabiliyormuş. Manastırların en önemli görevleri arasında çocuklara eğitim vermek, öksüz ve yetimlere bakmak, tarımsal sorunları çözmek gibi meseleler bulunuyormuş.

Bu manastırlarda çok düşünmek, az konuşmak erdem kabul ediliyormuş. Cemaat, günümüzdeki Ortodoks kiliselerinde olduğu gibi çanlarla değil, tahta tokmakla vurularak çağırılırmış. Ortodoks dünyasında ilk kez çan, XVIII. yüzyılda Ruslar tarafından kullanılmaya başlanmış. Ayrıca topluca kilise ayini söyleme eyleminin ilk Kapadokya’dan, Aziz Basil’in doktrinlerinden çıktığı düşünülüyor.

Trabzon’da bulunan Sümela Manastırı’ndan bahsederken Yunanistan Halkidiki’de bulunan Athos Dağı manastırlarından da bahsetmiştik. Günümüzde hâlâ faal olan bu manastırların yaşam biçiminin ilk temellerinin Aziz Basil tarafından atıldığı düşünülüyor (Sümela ve Athos manastırları hakkındaki yazımızı okumak için buraya tıklayınız).

Büyük Konstantin döneminden sonra Hristiyanlar inançlarını daha özgür yaşayabilmeye başlamışlar ama insanlar manastır yaşamını ve mağarada yaşamayı gelenek haline getirmişler. Sonraları bu mağaralar, Sasani ve Arap istilacılarından korunmak isteyenlere de sığınak olmuş.

Kapadokya Kiliselerinin Freskleri

Kapadokya kiliselerinde çok sayıda fresk var ama bunların çoğu ya tahrip edilmiş ya da ışık aldığı için silinmiş. Geriye kalanların altında kasıtlı olarak ateş yakılmış ve ateşin isiyle fresklerin korunması amaçlanmış. Ama bazı yerlerde bu ateş yakma işleminin abartıldığını ve isten de fresklerin tamamen kapandığını gördük (Belki bu da kasıtlı yapılmıştır, bilemiyoruz). Ama tüm tarihi yerlerimizde olduğu gibi Kapadokya kiliselerinde de kendini bilmez magandalar fresklerin üzerlerine isimlerini yazmışlar. Tarihte hiçbir yer edinemeyecek olan bu karakterlerin, tarihte yer edinmeye çalışma şekillerini algılayamıyoruz.

Neyse… Biz fresklerin ya da fresksizliğin bu görüntülerinden çok rahatsız olduğumuz için hangi fresk ne anlama geliyor üzerinde çok fazla düşünmedik. Ama keşke düşünseydik diyorum çünkü aslında her biri bir hikaye anlatıyor ya da inanç sisteminin bir ögesini tasvir ediyor. Yanınızda bir rehber bulunursa, nerede hangi freski görmeniz gerektiğini size daha detaylı anlatacaktır ama biz bireysel gezdiğimiz için böyle bir imkana sahip olmadık.

Ayrıca unutmamalıyız ki, Kapadokya’da bulunan kiliselerin ve fresklerin bazıları İslamiyet’in bile öncesine dayanıyor. Dolayısıyla bazı Hristiyanlar için bu coğrafya “hac” gibi algılanıyor. Nasıl Müslümanlar, Hz. Muhammed’in örümcek ağı sayesinde ölümden kurtulması hikayesini etkilenerek dinliyorlarsa, Kapadokya’ya gelen bazı Hristiyanlar için, Kapadokya kiliselerinin ve fresklerinin hikayelerini dinlemek onları derinden etkiliyor.

Kapadokya kiliselerinde görülen fresklerde çok farklı şeyler tasvir edilse de en çok karşılaşılan sahneler şunlardır:

Fresklerde en çok tasvir edilen sahneler

Günahkarlar için Af Dileme (Deesis): En çok rastlanan sahnelerden biri. Genelde İsa’nın sağında Meryem, solunda Vaftizci Yahya resmedilir. İsa, günahkarlar için af diler.

Müjde: Melek Gabriel, Yusuf’la nişanlı olan Bakire Meryem’i ziyaret eder ve Meryem’e Tanrı’nın Ruhu tarafından hamile kalacağını, bir oğlan doğurup adını İsa koyacağını belirtir.

Beytüllahim’e Yolculuk: İmparator Augustus zamanında ilk nüfus sayımı yapılacağı için herkesin kendi şehrine gidip kayıt yaptırması gerekiyormuş. Yusuf ve karnı burnunda Meryem de bu amaçla Nasıra’dan Beytüllahim’e doğru yola koyulurlar.

Doğum: Meryem ve Yusuf, Beytüllahim’e ulaştıklarında kalacak bir han bulamazlar ve İsa bu nedenle bir ahırda dünyaya gelir.

Üç Müneccimin Tapınması: Gaspar, Merkür ve Baltazar isimli üç kişi, doğuda İsa’nın yıldızını görürler. Önlerinde giden bu yıldızı takip ederek İsa’nın doğduğu yere ulaşırlar ve ona taparlar. Bu kişilerden biri genç, biri orta yaşlı, diğeri de yaşlıdır. Giyinişleri kralların giyinişleri anımsattığından bu sahne “Kralların Tapınması” olarak da isimlendirilir.

Mısır’a Kaçış: Dönemin Yahudiye Kralı Herodes, İsa’nın doğduğunu öğrenir ve Beytüllahim’le çevresinde bulunan iki yaşına gelmemiş bütün bebeklerin öldürülmesini buyurur. Melekler, Yunus’a görünerek İsa’yı ve Meryem’i Mısır’a kaçırmasını söyler.

Lazarus’un Dirilişi: Meryem’in ve Marta’nın abisi Lazarus hastadır ve iyileşmesi için İsa’dan yardım isterler. İsa, Lazarus’un yanına gittiğinde dört gün önce ölmüştür ve bir mağaraya gömülmüştür. İsa, gözlerini gökyüzüne dikerek Lazarus’u dışarı çağırır ve Lazarus, bedeni bezle sarılmış olarak gömüldüğü mağaradan dışarı çıkar.

Kudüs’e Giriş: İsa, eşek üzerinde Kudüs’e girer ve Kudüs halkı onu çok güzel bir şekilde karşılar. İsa orada halk arasında pek sevilmeyen Zakkeus’un evinde kalır ve ondan değişeceğine dair söz alır.

Vaftiz: İsa, Yahya tarafından vaftiz edilmek üzere Şeria Nehri’ne gelir. İsa, vaftiz olup sudan çıkar çıkmaz gökler açılır ve Tanrı’nın Ruhu’nun güvercin biçiminde İsa’nın üzerine konduğu görülür.

Başkalaşım: İsa, bir gün Petrus, Yahya ve Yakup’u yanına alarak dağa çıkar. İsa dua ederken yüzü değişir ve parlak bir ışık demeti ile sarılarak Musa ve İlyas’la konuşmaya başlar. Konuşmalarının konusu, İsa’nın Kudüs’te gerçekleşecek olan ölümüdür.

Son Akşam Yemeği: İsa, havarileriyle son bir akşam yemeği yer ve bu yemekte ihanete uğrayacağını açıklar ama ona kimin ihanet ettiğini söylemez.

Yahuda’nın İhaneti: Yahuda, yetkililere kimin İsa olduğunu belirtmek için sarılır ve İsa tutuklanır. Sonra Yahuda vicdan azabı çeker ve intihar eder.

İsa’nın Çarmıha Gerilmesi: Çarmıh, Farsça’da “dört çivi” anlamına gelen “cehar mıh” kelimesinin Türkçeleştirilmiş hâlidir (Tavla oynarken dört için “cehar” yerine kısaca “car” diyoruz). İsa, bu sahnede dört yerinden (ellerinden ve ayaklarından) iki kalas parçasına çivilenir (mıhlanır). Çarmıhın önündeki asker de İsa son nefesini vermeden önce elindeki mızrağı İsa’nın göğsüne saplar.

“Size harika bir de site önereceğim Kapadokya hakkında hemen hemen her konuda bilgi sahibi olmanızı sağlayacak.. Kapadokya’ya gitmeden mutlaka incelemelisinizz.. 🌻” demiştim. İşte bu site de: http://www.gezenpati.com/kapadokya2/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s